SSSAYIKLAMARSSS

9 yorum var - 1 gün önce

Derdim ki
Kendinden memnunum
Halinden
Bulunduğu yerden
Seni gördükçe
Gözlerim
Bir yansımadan öte
Görememiş gözlerim
Senin çekmiş geriye dönmüş dikkatin
Ben en dipteyim
Hani şu ''merdivensiz kör kuyularda''
Hiç göremediğin yerdeyim
En dipte
Sendeyim

Uysal bir binektir şimdi bana her şeytanın

Yok üstelik çalan bir bandoneon
Peki
Nasıl bir tango okumaktır cana bu kadın
Gözlerde yaş yüreğim hüzün
Sarı kehribar yeşili çalar bir an
Sonra an be an

Uysal bir inektir
Yok değil

An be! An! Çok şey mi istediğim? Bir an!
Lahza bulmacalarda
En kısa birim i zaman
Aklımsa taze lohusa
- Ölü doğum
- Hemen gömün
Aklım, hiç ona sorulmayan
Kocaman bir kristal, ışık vurmayan
Her yanlarım kesik
Kesik kesik; kesif kesif; kan
Görücüye çıkacağım birazdan
Yorgun gözlerim
Yollarda unutulmaktan
Unutulması olmuş yolların

Dımdındıdıdım dımdındıdıdım
Aklım şimdi
Binicisiz kalmış bir attır
Meydanında savaşın
Dımdındıdıdım dımdındıdıdım
Bir de şu sesler kulağımı yakın
Bu mahşer yerinden kaçsam ama nasıl?
Biniciye mi baksam?
Ya sağ ya ölü
Dokuz canlı kutudaki kedi
Hem sağ hem ölü
Sağ ise bu kaçıncı ölümden dönüşü?
Hatırlama çabası
Sayamıyorum ki
Daha ikilere gelmedik
Ya da elektrikler kesik
Dımdındıdıdım dımdındıdıdım
Her yanda her renk
Pat pat pat
Sonsuz bir aydınlık
Kör edici bir ışık
Simsiyah bir karanlık
Ne o ne o hem o hep o
Sesler ahh bir de o sesler
Dımdındıdıdım dımdındıdıdım
Kör müzik bay sağır
Asenkron çata pat
O ses, bir gürültü ve saçma bir görüntü
Baba oğuldan sonra mı doğmuş
Galiba ayarım bozmuş
Sonra/sız/an bir telaş
Ve perde
Alkış mı kıyamet
Dımdındıdıdım dımdındıdıdım
Yeter ki sen eğil
Dımdındıdıdım dımdındıdıdım

Uysal
Bir binektir şimdi bana
Her şeytan
İnan
Dım
Dın


Dım

Sen yoksun ya
Ben hep sen
- deyim
- Diyeyim

  • Zehra Eren'e sevgiyle

8 yorum var - 20 Ağustos 2008 19:24

Kim o?

Kim o!!??

Çatlama geldim işte!

Sen miydin
Neden benim demiyorsun
Hoşgeldin gelsene
Kahve içer misin sen de
Geç otur bir sigara sar kendine

Biliyor musun
Az önce ben de seni düşünüyordum
Özledim seni
Neden bana hiç uğramıyor diyordum
Küsecektim neredeyse

Umarım süt istemezsin kahvene
Süttozu istersen var ama
Eğer bozulmadıysa

Neden oturmuyorsun
Konuşmuyorsun
Kötü birşey mi var
Neden susuyorsun?

Elinde birşey mi var
Neden arkanda saklıyorsun
O bana mı
Bir hediye?
Neden göstermiyorsun

Demek ne olduğunu söylemeyeceksin
Dur!
Ben tahmin edeyim o halde

Bana bir hediye!
Bir bilet mi yoksa; o hep istediğim!
Beni buralardan alıp götürecek olan!
Evet! Görüyorum parıltısını!
Ucu sivri ve keskin bir bilet!

Saklama
Haydi ver onu gitmeliyim!
Haydi ver onu bana!
Haydi!.. Haydi!.. Haydi!..
Haydi!!. VeraaAaaaaah!

Yuvarlanıyorum
Duyamıyorum
Göremiyorum
Tanımıyorum
Bilmiyorum
Hissetmiyorum
Konuşamıyorum
Gülümsüyorum

Sus konuşma
Üşüyorum
Sarıl bana düşüyorum
Ağlama susuyorum
Neredesin
Nerede dudak payım

teşekkür
eder
im

14 yorum var - 10 Ağustos 2008 17:19

Uzuyor
Uzuyor
Uzuyordu bacakları
Kaf dağına sanki
Yavaş yavaş
Adım adım
Çıkmalı
Bu
Merdiveni

Susamıştı gözleri
İki kara sürahi
Kana kana
İçecekti
Aklına gelse
Rüya görmesi

Sorsam bilir mi ki
Hayat ile dans etmeyi
Öyle-
sine
Bir kadın
Ki
Bad ı anber
İçilesi

Bil ki
İşte bu yoldur
Cennete açılan kapı
İşte bu yoldur
Bil ki

aferim24

INGA

10 yorum var - 30 Temmuz 2008 15:30

. . .
Medeniyet
Eski ve Kötücül
(Sabutai- Conan the Barbarian)
. . .

Anlam ötede
Ne farkeder
Bir adım ileride
Bir adım geride
Anlam vermek
Yalınız kalmak
Bir adım ötede
Kendi kendine
Bir devasa bomboş
Hiçlikde

Nerdesin Şükran
Sen de git Hicran
Sevgi Saygı Lütfen
Sen gel evet sen
Sen taze gelin
Ha evet cik
Ünlemeni isterim
Sertleşti sessizlerim

Yakalım gecemizim

. . .

aferim16

koLLAj

0 yorum var - 27 Temmuz 2008 15:57

ben seni
fakir zannettim
ben gibi
yoksa
bir yoksul
bir dilenci im
ece

7 yorum var - 25 Temmuz 2008 05:43

Ben şair değilim
Kadınlar dizer ya da örer sözleri
Ben bir avcıyım
Kabilemdeki diğer erkekler gibi

Yasak Ormana gitmiştim
Avlanmak için
Döndüm
Gece'nin iblisleri ile
Örttüğü
Yasak Orman'a
Geceleri girip avlanan o eski erlerin hikayetiyle büyümüştüm gecelerce sabahlağarak
Unuttun uz mu?

Kendi sakalımla kirlenmiş olmalı
Yüzüm
Yara bere içinde
Görünmüyor mu
Karanlık/da
Yasak Ormana giren her avcı gibi
Uykusuz ve yorgunum
Huzursuz
Kısa tutmak isterim
Size birkaç iblis kellesi getirdim
Birini girişe astım
Bir diğerini heybeme tıktım
Sonsuza dek fısıldarlar böyle
Aldırmayın
Sözlerimde varsa eğer bir örgü tartı dizim
Canımın öte yanındandır
Affedin
Yalnız
İblislerden bir iribaş son nefesini vermeden kılıcımın altında
fısıldayarak dedi ki :
'' Yasak Orman aslında size mirastı. Sonra ceza geldi. Tek ceza. Tek suça. Varlığa kötülük etmeyi düşünmek Varlığa ihanet etmektir. Cezası Ölüm. Hiç yaşamamış olmak. ''
Son nefes ve indirdim kılıcımı
Ak ve karanlık sularda dövülmüş
Çiftesuverilmiş
Atayadigarı

Neyse boşverin bunları
Nihayetinde bir iblis idi doğruyu beklememeli
Avın tadını çıkarın ve eğlenin
( bir genel gülümseme )

Kadın
Şarap getir de
Avı bereketlendirelim
( bir özel gülümseme )

Ha
Unutmadan
Dikkat etmeli yerken
Zehirler çünkü iyice çiğnemezsen
İblis eti
Söz
( bir garip gülümseme )

4 yorum var - 24 Temmuz 2008 17:18

. . .
bir hiçin özgüveni
hiçgüven
. . .

kraterlerini gösterdik
en büyüğünden
ta
dibine dek
ayı
utandırdık
bin
bir gece
güzeli iken
oldu
kara
kuru
bir ölü
biz ettik
onu
hak
sen etme
bir

2 yorum var - 11 Temmuz 2008 14:26

BıRaktım zaten
Kendimi
O yüksek yeR(a)-
den
Çok uzun zamandan
BeRi
Düşeceğim yeR
Belli
Senin de düştüğün
YeR
Alıp kaçacağım
KendileRini

aferim18

VOLARE

3 yorum var - 29 Haziran 2008 23:13

Aşkın hüzün hali
Söz yok
Sus ve pus..

http://www.futuristika.org/2008/01/26/yves-klein-volare-ve-dusmek-uzerine/

4 yorum var - 21 Haziran 2008 20:54

. . .

Toprak ve Su tanıştı önce...

Çocukları Balçık oldu sonra...

Onu Ateşin yanına çırak verdi anababası...
İşinde iyice pişsin ilim öğrensin diye...

Balçık çocuk, büyüyüp piştiğini düşününce ayrıldı ustasından , Mawi ülkeye doğru yola çıktı...

Yedidağların ardındaydı Mawi ülke Toprak ülkesine bakan...

Oraya varınca etrafına uzun uzun baktı sonra derin , mavi bir nefes çekti ve bıraktı kendini o mavi suların içine... Annesinin eskiden bir deniz kızı olarak yaşadığı o ülkenin sularına...

Önce nefesi kesildi, soluk alamaz oldu ; ama sonra içindeki ateşin, öfkenin, isteğin (ve ne kadar can yakıcı noktası varsa) söndüğünü hissetti ilkin... Kara bir balçıktan olan bedeninin erimeye başladığını hissetti sonra... eridi... eridi... eridi... Ta ki tek bir su damlası olarak kalana dek...

Böylece seyretti suyu suyun içinde uzun süre...

Ne kocaman, ne renkli, ne güzel bir ülkeydi burası böyle...

Neden sonra Mawi ülkeye ilk girdiği anı hatırladı... İçine çektiği o ilk nefesi, tazelenişi, yeni bir dünyaya ilk adımı atmanın verdiği o yeni heyecanı...

Gözlerini tekrar açtı, etrafına şöyle uzun uzun baktı ve derin bir nefes aldı...

. . .

[Balçık Kitabı - Balçıkoğlanın Mawi Ülkeye Yolculuğu'ndan özet]

  • Kısmetse yakında : Balçıkoğlanın Ataları Kitabı'ndan... Balçıkoğlan Toprak Ülkesindeyken ... Toprak Ülkesine Dönüş... Mavi Balçık... vs... vs...

5 yorum var - 15 Haziran 2008 16:30

  • '' Hepimiz aynı mum'un ışığıyız...
    Sadece o mu(a)m'a yakınlıklarımız farklı...
    Bizi birbirimizden farklı tutan tek neden bu... ''

. . . Kirişçi yayını fırlattığında, hedefi vurup vurmadığına dair hiçbir şüphesi kalmamıştır. Nereyi vurduğuna karar vermiştir bile... Onun düşünmesi gereken, seçmesi gereken tek şey yayını niçin kullanacağıdır... Bunun kararı da zaten çok önceden verilmiştir...

. . . Kirişini her zaman savaşmak için kullanmaz o; çoğu zaman kiriş'inde birikmiş kor'u temizlemek, onu akkor haline getirmek için arş'esini çıkarır, kirişinin derdini dinler. Zaten kendileri gibi dertleri de birdir onların...

. . .

3 yorum var - 18 Nisan 2008 02:24

GECİKMELİ BİR(ÇOK) TEŞEKKÜR

Beni doğuran tüm kadınlara…
Bedenimi, aklımı, ruhumu doğuran kadınlara…
Belki adlarını bile unuttuğum; irili ufaklı tüm parçalarımı doğuran kadınlara…
Beni var edenlere…(çektikleri tüm doğum sancılarına rağmen)
Tüm annelerime…

Biliyorum ki benim duyduğum acılar sizinkilerden her zaman daha az ve katlanılabilirdi.

Beden ve aklımın anneleri…
Ruhumun sevgili ebeleri…
Sizler görevlerinizi yaptınız.
Sıra benim kendimi bir bütün olarak doğurmamda…
Sizler benden vazgeçmeyi göze alarak beni doğurdunuz.
Ben de ben’den vazgeçmeyi göze alıp kendimi doğuracağım.
Sizlerden ödünç aldığım şefkatle…

İyi ki vardınız… Hep var olunuz…

KENDİme NOTlar’dan

Tarih: (belirtilmemiş) ben ŞİMDİ koydum adını…

5 yorum var - 15 Nisan 2008 22:36

Kızmayın çokça gülümsüyorum diye
Gülümsemek istiyorum dağa, taşa
Sağa, sola
Çiçeğe, can’a
Sana
Gülümsemek istiyorum
Sadece gülümsemek
Bana göre
Her gülümseme yarım
Her gülümseme eksik
İçimdeki hıçkırıkları söndüren
Her gülümse
Parça
Pinçik

8 yorum var - 14 Nisan 2008 23:23

BİR simgedir sadece gözleri görünen kadın
Bir kadına duyulan aşk böyle olmalı
Olabildiğince gerçek
İnsan’a AŞK kadar yalın

Erkeklerim
Kadınlarım
Canlarım

İsterse(k) örtelim gözlerimizi
Ama KAPATMAyalım

Bu daha çok ÖLÜM

6 yorum var - 12 Nisan 2008 07:27

QUANTITATİF

Efendi her an evinde olsun…

İnsan yaşayan olduğu zaman evrenin efendisidir.
Efendi evinden uzun süre uzak kalırsa evi uşaklar yönetmeye başlar…
Evin kahyası akıldır… ama her şeye rağmen sonuçta o da sadece uşaktır. Yani efendilikten uzaktır.
Efendilik insanın kendi(sesi) oluşudur.
Evinde oluşu ise öncelikle bedeninde olmakla başlayan, yaşadığı çevre ve dünyada olması; geniş anlamıyla evreninde olmasıdır. Olunan yer tamamı ile kişiliğin kendiliğinden seçimidir.
Eskilerin deyimiyle kamil insan; olgunlaşmış; tekamül etmiş insandır. Yani evrim geçirmiş, bir anlamda özdevrimini yapmış insandır. Dans edebilir de etmeyebilir de. Bu tamamen özkeyfine kalmış bir şeydir.
Entelektüel dilimize Fransa’dan kalkıp gelmiş yerleşmiş halidir. Tabi genel anlayıştaki gibi kitabi bilgi depolayan bilgi hamalı kişi anlamında değil. Aksine, evrenin her an apaçık sayfalarını okuyup bilen anlamında.

Efendinin özeti hoşgörüdür.

h o ş g ö r ü ne güzel bir kelime

Efendi hoşgörü sahibidir de. hoşgörü onun doğal halidir…
Efendinin uzun süre evde olmamasıyla başlayan sorunların hepsi efendi’nin sorumluluğudur. Zaten bütün bu sorunlar efendi’nin eve dönüş haberiyle en kaotikten başlayarak yavaşlayan hızlarla çözümlenmeye başlar.Efendi’nin eve gelişi ile de sonlanır.

Sözün kısası efendi eve dönmelidir.
Evin giriş kapısı da kalptir, yürektir.
Efendinin evine döndüğü dünyada, yani efendinin dünyasında herkes efendi’dir. Herkes kendi evinin efendisidir.

“ Onları affet ne yaptıklarını bilmiyorlar “ sözü birçok efendi’nin ya çarmıha gerilirken ya asılırken ya da yakılırken ki sözüdür; kendi evinin efendisinin sözü…

Şimdi yapılacak şey insanoğlu çarmıha gerilip, derisi yüzülmeden efendi’nin evine dönmesidir… Yukarıdaki cümle daha önce, iş çarmıha gelmeden söylenmelidir.
Yani e f e n di eşittir h o ş g ö r ü ve affetme(unutma)….

Savunulacak her şey son tahlilde doğrudur…
Yanlış dediğimiz şey sadece eksik tanımlanmış bir doğrudur; diğer her olasılığı reddettiği, görmediği için (duymadığı,bilmediği,kayıtlanmadığı için) Yine buradan bakarsak zaten her şey yanlıştır çünkü eksiktir.

Gerçek ise hayat her an bir yeni’ye açılır çünkü o’nun mekaniği, fiziği, kimyası zaten bunun üzerine kurulmuştur.Sonsuza dek. her an yeni bir tamamlanmadır…
Evrimin evrensel kanununda hayatın yeri her zaman eğrinin (+) tarafındadır.

Bu gerçekler nedeniyle efendi hoşgörülü ve affedicidir.
Alçakgönüllüdür ama asla alçak tanımlamasını almaz. Bu tanım o’ndan ebediyen uzaklaşmıştır.

O her yeni an’la birlikte yeni bir varoluşa yeni bir tamamlanmaya ulaşmaktadır… Bunun gerçekleşmediği anda efendi evde değil demektir. Bu da varlığın yokluğu anlamına gelir ama bu da hayat’ın denklemdeki yeri nedeniyle imkansızdır. (+) evrim yönü

Efendinin evde olması insanın her an hayat’ta olması demektir, varoluşu boyunca…
Efendi her an kendinin eskimişliğini kabul ve affetmekte(unutmakta) ; yeni varlığa kucak açmaktadır… Efendi hiçbir zaman hayat’tan kopmaz, hep hattadır…

EGO efendi ile en çok karıştırılır. Efendinin tek ego’su korkusuzca kendi kendi(se)si oluş isteğine bağlanmıştır. Genel tanımların dışındadır. Bu ise sadece efendi’nin eve geliş haberidir…
EGO efendiye değil eve, daha doğrusu ev halkına özgüdür… Akıl efendi olmadığında evi yönetir, baş uşaktır…
Uşak (dilimizin ne kadar güzel olduğunun göstergelerinden biri daha) aynı zamanda ‘çocuk’ anlamında kullanılır. Yani ‘aklı ermez’…
Akıl’ı kullanan yoksa akıl da ‘ermez’… Eni sonu sadece bir ‘uşak’tır…

Efendi beyin’ine, beden’ine, akıl’ına uşaklık yaptırabilendir; onları hak’kıyla yönetebilen… Eski deyimle aynı sıra ile söylersek ‘’eline, beline, diline hakim olan’’…

O kişi yani o fend, gününün en sonunda akıl’ına tam hakim olduğunda evinin(evreninin) de efendisi olur…

Efendice…

Efendisiz...

1 yorum var - 12 Nisan 2008 02:19

KENDİme NOTlar’dan….

Tünel, çayevi saat:20.00

Hayatım sürekli bir tekrar içine girdi sanki….

Ne zaman başladı bu hep böyle miydi bilmiyorum…
Günlük tutmaya başlamalı. Sürekli aynı hedefleri saptamaktan,sürekli aynı çukurlara yuvarlanmaktan bıktım ve yoruldum…. Her tekrar daha sert vurmaya başladı. Çukurlar derinleşmeye başladıkça hedefler de yaklaşıyordur belki kimbilir…. ?? Göremediğim ne?... Neyi eksik ya da yanlış yapıyorum… Ya da yapmıyorum…?? Hayat çok ama çok saçma… Neden bir şeylere anlam vermeye, bir şeylere tutunmaya ihtiyaç duyuyoruz?...

Tutunamamaktansa tutunmamak daha iyi değil mi…??

Peki ama bu mümkün mü? Hayatımızdaki, kafamızdaki, içimizdeki, dışımızdaki her türlü bağı kesip atmak mümkün mü?... Bir anlamda bilinçli olarak delirmek mümkün mü?.. Peki bunun yöntemi ne olmalı?...
Adım adım, yavaş yavaş mı yürümeli bu yolda yoksa birdenbire mi atlamalı boşluğa uçurumun bile olmadığı yerden…?

Nereden başlamalı?.........

**sayfa kenarı notu: Tut ellerimi bebek tut biraz….

Nevizade saat:23.00

Önce insanlardan, ilşkilerden mi kopmalı yoksa fikirlerden, doğrularımız dediğimiz stabil alanlardan mı?.. Sanırım önce içimizden başlamalı, zihnimizden… Zaten böylece dışarıdaki hayatımız da düşüncelerimizin değişimiyle değişmeye dönüşmeye başlayacaktır…

Zihnimizdeki en stabil alanlar da sanırım iyi_kötü üzerine olan yargılarımız. Yapılması gereken ilk iş iyi, kötü,doğru,yanlış,güzel,çirkin gibi çok keskin kelimeleri dilimizden atmak… Kulağımıza çalındığında artık bize ait kelimeler olmadıklarının farkında olmak…

“ Kusura bakmayın ama yapım aşamasındayım. Kendi kelimelerimi bulmaya gittim ve döner miyim ben de bilmiyorum. Umarım…”

Elimde kalan susmak……………

… …………..28.05.2005

10 yorum var - 11 Nisan 2008 07:27

Bu benim kitabımdır.
Bu kitaptaki herkes ve herşey sadece benim hayalimdir...

Kitabımızı bitirdiğinde bu kitaptaki herkes ve herşey
sen unuttuğunda YoK olur.
Tıpkı ben bu kitaba başlarken bu kitabın dışındaki
herkes ve herşeyin YoK olması gibi...

Kitabını tam anlamıyla okumak istiyorsan sen de bu kitap dışındaki herkesi ve herşeyi unutmalısın...

Hazırsan başlayalım.
3......2.....1
ŞİMDİ

4 yorum var - 11 Nisan 2008 03:54

Aklın hakimi=Mesih

Sonsuzluk zamanın yaptığı işlere aşıktır.
Satranç oynayan amcam, neyi değiştirir Oyunda şah'ı sen alsan?
Tohum atmadıktan sonra neye yarar tOprağın verimli olsa?

Ey iki yüzlülük

Ey sofu iblisliğim

İnsim, cinsim.

İnsan bedeni savaş meydanı değildir. Kutsal bir emanettir. Öyle davranılmalıdır.
Herşey senin yüzünsuyu hürmetine.
Herşeyin ters yüz olduğu, doğruya yanlış, yanlışa doğru denen bir dünyada yaşamak nasıl kolay olabilir???

Kadınlar buna izin vermemeli o zaman herşey düzelir.

Erkekler buna izin vermemeli o zaman herşey düzelir.

sine qua non: her yaratma önce bir yıkmadır.

evet şahMAT........._

6 yorum var - 09 Nisan 2008 10:48

Hataların Karşılıklı Bağışlanması;
işte size Cennetin Kapıları...
...................William BLAKE..........

0 yorum var - 05 Nisan 2008 19:09

Kara kaygının yerini yüreklilikle, kuşkunun yerini inançla, umutsuzluğun yerini umutla, kötülüğün yerini iyilikle, sızlanmanın yerini görevle, kuşkuculuğun yerini imanla, safsataların yerini soğukkanlılığın aldırmazlığıyla ve gururun yerini alçakgönüllülükle dolduruyorum.
..............................................Isidore Ducasse.................

0 yorum var - 06 Mart 2008 18:05

gördüğün her insanı insan diyerek geçme,tANı..
gör içindeki binlerce kefensiz yatANı.......................................

yOLcv hakkında:

şu an yaşadığı yer İstanbul. muvakkat meczub olarak çalışıyor.